Mine Kılıç: Hülya Avşar’ın ’Dilber’i bana baskı yapmadı

Mine Kılıç: Hülya Avşar'ın 'Dilber'i bana baskı yapmadı

Mine Kılıç, Hülya Avşar'ın 26 yıl önce yurt dışından ödül kazandığı 'Berlin In Berlin'in 'Dilber'ini 'New York In New York'ta yeniden canlandırdı. 'Bu benim yolculuğum, benim deneyimim' diyen Kılıç da oyunculuğuyla Avşar gibi 'Dilber'in sadece mastürbasyon sahnesinden ibaret olmadığını gözler önüne serecek

22 Şubat 2019 - 11:14

Sinan Çetin'in 1993 yapımı 'Berlin In Berlin' adlı sinema filmi 26 yıl sonra oğlu Rafael Cemo Çetin tarafından günümüze ' New York In New York' adıyla uyarlandı. 

Türk sinemasının kült filmlerinden biri olan 'Berlin In Berlin', bir ailenin öz kültürünü başka bir kültür içinde yaşatma mücadelesini beyazperdeye görücü usulüyle evlendirilmiş olan 'Dilber'in kocasını kaza sonucu öldüren 'Thomas' ve kayın biraderi 'Mürtüz' ile yaşadıklarının zemininde aktarmıştı.

Mine Kılıç, Ahmet Yıldırım, Sinan Sicimoğlu, Ahmet Utlu ve Ayla Algan'ın başrollerini paylaştığı 'New York In New York'ta da aynı mücadele aynı zemin üzerinde 22 Şubat'tan itibaren bir kez daha beyazperdeye yansıtılacak. Tek fark hikâye bu kez New York'ta yaşanıyor.

Serdar Gözelekli ile Muammer Koçak'ın yönettiği 'New York In New York'ta Mine Kılıç, 'Dilber'i, Rafael Cemo Çetin, 'Berlin In Berlin'deki 'Thomas'tan evrilen 'Dylan'ı ve Ahmet Yıldırım 'Mürtüz'ü canlandırdı. 

'New York In New York'u en az 'Berlin In Berlin' kadar çarpıcı bir film haline getiren oyunculardan biri Mine Kılıç... 
İşi zordu; 1993'te Hülya Avşar'ın Moskova Film Festivali'nde 'En İyi Kadın Oyuncu' ödülünü kazandığı 'Dilber'i canlandıracaktı. 
Ve tıpkı Hülya Avşar'ın yaptığı gibi oyunculuğuyla 'Dilber'in mastürbasyon sahnesinden ibaret olmadığını gözler önüne sermesi gerekiyordu. Sonuç; Mine Kılıç'ın 'Dilber'i de sadece mastürbasyon sahnelerinden ibaret değil. 

Kariyerinin 10'uncu yılındaki Mine Kılıç, ailesinin beyaz yakalı olması isteğine karşı çıkarak kendisini mutlu edecek mesleğin ne olacağı üzerine çıktığı yolculukta sunuculuk ve spikerlik gibi ara duraklarda ne var ne yok diye bakınsa da ana durağı oyunculuk olmuş. 

-Oyunculuk sana ne ifade ediyor?

'Budur şudur' diyerek ortaya koyabileceğim bir şey değil. Kendi yolumu ararken hayatta birkaç seçeneğim vardı. Varoluşumla hem beni besleyecek hem de benim onu besleyebileceğim bir meslek arıyordum. En çok içime sineni yapmak istediğime karar verdiğim bir dönemde oyunculuğu seçerek peşinden koştum. Kimi zaman 'acaba' mı diyorum ama o yolculuğu aşkla sürdürüyorum. Hayatta her şeyden vazgeçebiliyorum ama o yolculuğumdan vazgeçemiyorum. En büyük tutkuyla yaptığım iş oyunculuk oldu. 

-Ne zamandır bir arayış içindesin?

O arayış süreci hâlâ devam ediyor. Arayışın ne başı vardır ne de bir sonu. Kendime çok fazla soru soran bir yapıya sahibim. Ailem tarafından yönlendirildiğim hiçbir mesleki seçenek beni içine çekmedi. Beyaz yakalı olmak bana göre değildi. Biraz şans, biraz azmin sonucu hayat karşıma bunu serdi. Ben de bunu değerlendirdim.

-Ne oldu da hayat senin karşına oyunculuğu çıkardı?

Aslında sunuculuk, spikerlik üzerine bir sevdayla TÜRVAK'tan eğitim alırken hocalardan biri dedi ki; 'Bir dakika sen dur. Oyuncu ol. Çünkü çok enerjiksin, duygularını ifade ederken netsin, onları çeşitlendirebiliyorsun. Oyunculuğu neden düşünmüyorsun?'... Oyunculuk kafama ilk kez orada girdi. Tiyatro ağırlıklı bir çalışma yapmam gerektiğini düşünüp Şahika Tekand'dan dersler aldım. Yoğun bir tiyatro eğitimi... Tüm bu süreçte sorgulamalarım devam ediyordu; 'Acaba oyunculuğu gerçekten yapabilecek miyim?... İyisiyle, kötüsüyle tüm bu süreçte kendimi sorgularken şekillendi omurgam. Ve kalkıp yürümeye başladım ve 'tamam budur' dedim. O sorgulamaların bir cevaba sahip olması 'Büşra' filmiyle oldu.

-Kariyerinin 10'uncu yılındasın. Tatminkar mısın?

Hayır, değilim. Çünkü oyunculuk tatmin olunacak, 'Tamam artık budur' denebilecek bir meslek değil. Hatta tatminsizlik üzerine kurulu. Oyunculuk hep daha fazlasının peşinden koşulması gereken, sorgulamaların yaratıcılık sürecini beslediği bir meslek. O yüzden tabii ki tatmin olmadım ama elimden gelenin en iyisini yapmaya çalıştığımı gördüğüm için biraz rahatım. 

-Oyunculuğun sana katkıları neler olmuştur?

Beni iyi bir insan yapmıştır. Oyunculuk dünya görüşüyle, insanları anlamakla, iletişim kurmakla, empati kurmakla oldukça yakından ilişkili bir meslek olduğu için beni daha iyi bir insan yaptı. Bence bizi karşıya daha şeffaf bir şekilde geçirirken bazı duyguları en kökünü anlamaya motive olmamızı sağlıyor. Örneğin 'İşin özünde ne var?' gibi... Böyle bir insan olmaya başlayınca da daha iyi bir insan oluyorsunuz.

-Oyunculuk anlayışını bize nasıl tanımlayabilirsin?

Şöyle tanımlayabilirim; ne kadar derin ve karanlık olduğunu bilmediğim bir suya fütursuzca atlayıp 'Bakalım buradan nasıl çıkacağım' diyerek bir serüvene hemen hazırlanıp dalma süreci... Sonrasının ne olacağını ben de yolculukta öğreniyorum. Hem kendimi öğreniyorum hem de dış dünyayla iletişimimde neler kazandığıma bakıyorum. 

-Kariyer planlarını nasıl yaptın?

Genelde çok planlamalar yapmıyorum. Birazcık karşıma çıkanlarla ilişkilenmeyi tercih ediyorum. Sonuçtan çok süreçten keyif almaya çalışıyorum. O yüzden 'Meslekte nasıl adımlar atmalıyım?' sorusundan çok yer aldığım yapımlarda 'En iyisini nasıl yaparım?' sorusunu soruyorum. Ve elbette 'Bundan ne öğrenirim?' sorusunu... Hatalarıma bakıp 'Tamam çok güzel hatalar yaptım aferin sana. Şimdi biraz daha iyisini yap' diyebiliyorum. 

-Özellikle neyi içinde çok hissederek, içgüdüsel olarak hangi rolleri tercih ediyorsun?

Sınırlarımı zorlayacağım, kendini tekrar etmeyen, hem izleyiciyi hem de beni şaşırtan çeşitli karakterler seçmeye çalışıyorum.

-'New York In New York' hangi özellikleriyle seni etkiledi? 

Uyarlama olması birçok konuda riskliydi. Çünkü daha önce yapılmışı vardı. 'Berlin In Berlin'i uyarlayarak yeni bir film yapmaya çalışacaktık. Bir oğlun babasının 90'larda çektiği filmle çok gurur duyup onu kendi jenerasyonuna aktarma hevesi bana çok romantik geldi. Bu fikir çok iyiydi. Sonra 90'larda Türk sinemasında kült olmuş bir filmi izlediğim zaman bana çekici gelen bir sürü öğesi, işin içinde olma isteğimi kamçıladı. Ve dedim ki 'Tamam bunu yapalım.' Bir de hem New York'ta hem Türkiye'de çekilecekti. Böyle kıtalar arası bir çekim olması oyuncuları heyecanlandıran unsurlardır. Bütün bunların sonucunda güzel bir deneyim olabileceğini düşündüm. 

-Kült bir filmin yeni versiyonu... Üstelik 'Dilber'i senden önce canlandıran Hülya Avşar, rolüyle yurt dışında ödül kazandı. Bunlar sana baskı yapmadı mı?

Yapmadı, neden yapsın? Bu benim yolculuğum, benim deneyimim. Riskli tabii ki ama neye odaklandığınızla ilgili. Hayatta risklere mi odaklanacağız yoksa deneyimin kendisine mi? Her kararımızda, her tercihimizde risk zaten vardır. Hülya Avşar'ın mükemmel performansının üzerine biraz daha başka bir 'Dilber' çıkartmaya çalıştım. Karakteri öyle yapılandırdım.

-'New Yok In New York'un kariyerine nasıl bir etkisi olmasını umarsın?

Filmde kariyerime bir etkisi olacağını umarak rol almadım. Fikri güzel, hikâyesi güzel bir senaryo geldi ve değerlendirmek istedim. Kendime ait bir deneyim olarak gördüm. Kendi sınırlarımı zorlayacağım, bir sürü şey öğrenebileceğimi düşündüğüm bir hikâyeydi ve içinde olmak istedim. Sonrasıyla ilgili herhangi bir plan da yapmadım herhangi bir beklentiye de girmedim. Güzel bir film yaptık. Gündeme gelen mastürbasyon sahnesinin dışında örflerini, geleneklerini, kendi öz kültürünü başka bir kültürün içinde yaşatmaya çalışan bir ailenin hikâyesi var. Görücü usulüyle evlenmiş bir kadının yıkımı var. Tüm bunlar gerçekten değerli. O yüzden gidip bir izlenilse güzel olur.

-Teklif geldikten sonra ne yapıyorsun, nasıl bir hazırlık dönemine giriyorsun?

Hikâyeyi okuyor, oynayacağım karakteri nereye çapalandırabileceğime, nereye bağlayabileceğime yönelik çapa noktaları buluyorum. Karşıma tatmin edici bir tablo çıkıyorsa teklifi kabul ediyorum. Sonra da oynayacağım karakterin koşullarına kendime bırakıp 'Bakalım ne olacak?' diyerek işin içine giriyorum.

-Şöhret seni ne ölçüde ilgilendiriyor?

Şöhret bana çok sentetik geliyor. Şöhretin geçici olduğunu ve insanın kendiyle ahengini bozduğunu düşünüyorum. Bir aldanmaca... Bizim varoluşumuz başkalarının hakkımızdaki fikirlerden ibaret olmamalı. Şöhret, insanın kendisiyle olan ilişkisinde sentetik bir küme açıyor. Bu yüzden biraz korkuyorum. Bütün işlerimde sonrasını ve öncesini çok düşünmüyorum. Aksi takdirde işimle ilişkim bozuluyor.

-En büyük hayalin nedir?

Gerçekten tüm enerjimi tüm varoluşumu iyi şeylerle genişletip büyüttüğüm o iyiliği insanlarla paylaşabilmek. Bunun yolu, kanalı oyunculuk mudur, müzik midir, resim midir? Ne bulacağım ya da on yıl sonra kendime nasıl bir kanal açacağım bilmiyorum ama kendi varoluşumu en iyi hale getirip bunu insanlarla saydam bir şekilde iliştirebilmek istiyorum. O iyiliği güzelliği, paylaşabilmek...

Anladığım kadarıyla sen arayış içinde olduğun sürece kendini ifade edebilecek, mutlu ve başarılı olacaksın. Öyle mi?
Evet. Çünkü o zaman yolculuk devam ediyor. Öbür türlü aradığını bulduğun anda oraya bir nokta koyuyorsun. 

-Senin yaşındaki birisi için düşüncelerin çok derin değil mi? 

Öyle mi? Çok iyi... O zaman önden gidiyorum. Yaşlanmam. Çünkü şu anda kalıyorum ve geçmişin tasasıyla geleceğin kaygısı olmayınca yaşlılık olmuyor. Bunu bir iltifat olarak kabul ediyorum. Teşekkür ederim. (Habertürk)

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yayın öncesi görüntüleri ortaya çıktı: Göbek çıksın...
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yayın öncesi görüntüleri ortaya...
İBB ecdat yadigarı mezarlıklar için çalışma başlattı
İBB ecdat yadigarı mezarlıklar için çalışma başlattı