Övül - Mustafa Avkıran çifti, 7 yıl aranın ardından üç...

Övül - Mustafa Avkıran çifti, 7 yıl aranın ardından üç güçlü tiyatro projesiyle geri dönüyor

1995 yılından beri politik tavırlarını, sanatsal seçimlerini, ürettikleri işlere taşıyan; kendilerini ulusal ve uluslararası platformda bağımsız yapıtlar üzerinden var etmeyi seçen Övül - Mustafa Avkıran çifti, 7 yıl aranın ardından üç güçlü projeyle geri dönüyor.

13 Şubat 2020 - 23:56

2020 yılı itibarıyla sanatsal üretimlerini MoMoAcT adı altında sürdürme kararı alan çift, Murathan Mungan’ın hikâyesinden Mustafa Avkıran’ın oyunlaştırdığı “Dumrul ile Azrail”; ilk olarak 2004 yılında sahnelenen, seyirciler ve eleştirmenler tarafından olağanüstü bir ilgiyle karşılan “Ashura” ve Şirin Aktemur’un kaleme aldığı “Son Ferman” adlı işleriyle yeniden Türkiye ve Avrupa sahnelerinde!

2013 yılında garajistanbul mekânını yeni işletmecilerine devrederek gündemin dışına çıkmayı, durmayı seçen Övül ve Mustafa Avkıran çifti; sanat yönetmeni ve işletmeci şapkalarını bırakıp sanatçı kimlikleri ile baş başa kaldılar. Uzun bir aradan sonra sanatsal üretimlerine yeniden başlamaya karar veren usta oyuncular, 2020 yılı ile birlikte çalışmalarını MoMoAcT adı altında sürdürüyor. Berlin merkezli, disiplinlerarası bir sanat üretim inisiyatifi olan MoMoAcT, faaliyetlerini Berlin ve İstanbul başta olmak üzere Avrupa’nın farklı şehirlerinde dolaşıma sokmayı hedefliyor. 

Övül ve Mustafa Avkıran, MoMoAcT isminin hikâyesini, “Kurduğumuz onca yapının, mekânın ardından, bugün yeniden yeni bir isim için, kendi isimlerimizden yola çıkıp iz sürerken yolumuz bir hikâye kitabına, Momo’ya çıktı. Momo tiyatro harabelerinde yaşayan küçük bir kızdır. Zaman yaşamın kendisidir ve yaşamın yeri yürektir. Yolumuza MoMoAcT ile devam ediyoruz” cümleleriyle açıklıyor. MoMoAcT, “Dumrul ile Azrail”, “Ashura” ve “Son Ferman” adlı üç müziktiyatro* ile mart ayından itibaren Türkiye ve Avrupa’da tiyatroseverlerle buluşmaya hazırlanıyor.

*Müzik tiyatro: Müzik ile tiyatronun yan yana durduğu bir anlatı biçimi, formudur. Zamanın içinde yolculuğu mümkün kılar; hikâyenin içine giriş ve çıkışa olanak tanır. Şimdi ve buradadır.

“DUMRUL ile AZRAİL”

Övül - Mustafa Avkıran çiftinin, MoMoAcT ismiyle ortaya çıkardıkları ve bir açıdan retrospektif denilebilecek ilk oyunları “Dumrul ile Azrail”, 20 yıl sonra yeniden sahnede…  

Murathan Mungan’ın hikâyesinden, Mustafa Avkıran’ın oyunlaştırdığı “Dumrul ile Azrail”, kaynağını Dede Korkut’un “Deli Dumrul” hikâyesinden alır. Mitler, söylenceler, masallar, hikâyeler dinleyenlerine farklı kapılar açan, onları yaşam yollarındaki türlü mücadeleler, türlü karşılaşmalarla yüzleştiren, bu yüzden de tükenmeyen kaynaklardır. Zamanlarının ötesinde işlev görürler. Anlatmanın yegâne öğelerinden biri olan yeniden söyleme ise, bu kaynaklardaki bilgileri geçmişten bugüne taşır. Eski ve yeni hikâye anlatıcılarını bir araya getiren ve 20 yıl sonra şimdi yeniden söylenen “Dumrul ile Azrail” bu bağlantıya yeni bir boyut katar. “Dumrul ile Azrail”, yeni sanatçı kadrosu ve yeni sahneleme anlayışıyla bellek, anlatı, yaşam, ölüm, aşk tanımlarının izini sürüyor. Hayat üzerine konuşmak istiyor.

Övül ve Mustafa Avkıran’ın birlikte yönettikleri “Dumrul ile Azrail”de Ahmet Rıfat Şungar, Bidar, Mustafa Avkıran, Orhan Topçuoğlu, Övül Avkıran ve Selçuk Artut rol alıyor. 

“ASHURA”

İlk olarak 2004 yılında sahnelenen ve seyirciler, eleştirmenler tarafından olağanüstü bir ilgiyle karşılan “Ashura”, Anadolu toprakları üzerinde ‘homojen’ bir toplum yaratma adına oradan oraya savrulan, zorunlu olarak göç ettirilen insanları, dilleri, dinleri, sürgünlerin göç yollarını, göç yollarında 12 dilde söylenen şarkılarla anlatıyor. Üç büyük dinde pek çok karşılığı olan ‘aşura’, hicri yıl takvimine göre Muharrem ayının onuncu günüdür.

Övül ve Mustafa Avkıran’ın birlikte yönettikleri “Ashura”da Çağlayan Çetin, Kamucan Yalçın, Mustafa Avkıran, Nebi, Nuri Harun Ateş, Ömer Avcı, Övül Avkıran, Selahattin Yazıcıoğlu, Selçuk Artut ve Sema Moritz rol alıyor.

“SON FERMAN”

Ferman, buyruk-emir demektir. 

Ferman padişahın, dağlar Ezidi’nindir.

“Son Ferman”, 3 Ağustos 2014 tarihinde başlayan, yaşadığı topraklardan sürülen, öldürülen, kaçırılan, satılan Ezidi halkının, o halkın kadınlarının; yaşadıkları, ait oldukları topraklarda ve o topraklardan çok uzaklarda öldürülmek üzere çıktıkları son yolculukta kendileriyle ve birbirleriyle konuşmaları olarak biçimleniyor.

Şirin Aktemur’un yazdığı, Övül ve Mustafa Avkıran’ın birlikte yönettikleri “Son Ferman”da Övül Avkıran, Kamucan Yalçın ve Özge Metin rol alıyor. 

***

MoMoAcT Hakkında

Övül ve Mustafa Avkıran sanatsal üretimlerini 2020 yılı ile birlikte MoMoAcT adı altında sürdürüyor. MoMoAcT; disiplinlerarası bir sanat üretim inisiyatifidir. Merkezi Berlin’de olan MoMoAcT, üretimlerini Berlin, İstanbul ve Avrupa içinde dolaşıma sokmayı hedeflemektedir.

Övül Avkıran ve Mustafa Avkıran, 1995 yılından beri politik tavırlarını, sanatsal seçimlerini, ürettikleri işlere taşıdılar. Kendilerini ulusal ve uluslararası platformda bağımsız yapıtlar üzerinden var etmeyi seçtiler. İçinde bulundukları zaman, çalıştıkları disiplinlerarası platform, yaşadıkları toprak, o toprağın sosyo-politik olayları ve bunları anlatma ihtiyacından hareket ederek; göç, azınlık, kadın, öteki olmak gibi kavramları, kendi kişilikleri üzerinden derinleştirdiler.

Ürettikleri işlerle; değişimin, dönüşümün, yeninin peşinde oldular. İçinde yer aldıkları mekânların sınırlarını zorladılar. Mustafa Avkıran’ın yönetmen olarak yolculuğu Devlet Tiyatroları ile 1990ların başında başlar. Aiskilos Oresteia, 12 saat süren Mezopotamya Üçlemesi ve Övül Avkıran’la birlikte Geyikler Lanetler’in 3 ayrı sahnelemesi hafızalarımızda yer eden işleridir. 1995 de Antalya’da 450 m2 bir garajda başlayan bağımsız Çağdaş Tiyatro yolculuklarıyla günümüze kadar geldiler. Büyük prodüksiyonlar, büyük kadrolar, büyük ödüllerden sonra makas değiştirerek sadece dert edindiği toplumsal, sosyal, politik olaylardan hareketle mesleki sorgulamalarını yapabileceği kendi oyun alanlarını kurmayı tercih ettiler.

2000 yılında ilk kez sahnelen “Dumrul ile Azrail”, sadece kişisel tarihlerinde değil tiyatro tarihi içinde de uluslararası sanat kurumları ile ortaklık etmiş ilk işlerdendir. Ardından benzer bir nitelik taşıyarak “Ashura” gelir. Özellikle bu iki proje Avrupa’da Tiyatro dünyasında Övül ve Mustafa Avkıran’ın bilinirliklerini güçlendirdiği gibi, kendilerine özgü sahne dilini vurguladığı için önem taşırlar.

Övül ve Mustafa Avkıran, 2013 yılında garajistanbul mekânını yeni işletmecilerine devrederek gündemin dışına çıkmayı, durmayı seçerler. Sanat yönetmeni, işletmeci şapkalarını bırakırlar. Sanatçı kimlikleri ile baş başa kalırlar. Şimdi uzun bir aradan sonra yeniden başlamanın zamanı geldiğinde, bu projeleri ile yer almaları rastlantı değildir. 

Ortaya çıkardıkları işlerin zemininde yer alan birikim ve bellek kavramları, soyut araştırma alanları değildir, aksine, kendi yaşam yolculuklarını, hem mesleki, sanatsal hem de toplumsal ve kültürel eleştirilerini kapsayan somut malzemelerdir. Sahneyi bir eylem alanı olarak görmeleri de bu düşünceyle ilişkilidir. Övül ve Mustafa Avkıran’ın hangi çatı altında olursa olsun oluşturdukları özerk, özgün anlatım dili birbirlerini çoğaltarak zenginleştirdikleri, derinleştirdikleri bir işbirliğinin sonucudur. Sahnenin/oyun alanının, oyuncuların, müzisyenlerin, tasarımcıların, teatral öğelerin olanaklarını her gösterim için yeniden araştırırlar. Bu olanakların birlikte hareket ederek, gösterimin yapını inşa etmesine izin verirler. Ve şimdi sordukları yeni sorularla yolculuklarına devam ediyorlar.

***

Övül Avkıran

1971 yılında İstanbul’da doğdu. İlk Türk Milli Ritmik Jimnastik Takımı’nda sporcu olarak yer aldı. İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı’nda başlattığı bale eğitimini, Ankara Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuarı Bale Bölümü’nde bitirdi. İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü’nde lisans eğitimini tamamladı. Viyana, Uluslararası Feldenkrais Enstitüsü’nde Feldenkrais metodu eğitimi gördü. Yurtiçi ve yurtdışında çağdaş tiyatro ile ilişkilenebilecek farklı disiplinler ve metodlarda eğitimlere katıldı.

1995 yılında Antalya’da bir garajın sanat mekânına dönüşüm fikrinin ve yönetiminin ortağı oldu. Bu aynı zamanda Mustafa Avkıran ile uzun yıllar sürecek bir ortaklığın, ortak üretimin, temellerini oluşturdu. Ardından İstanbul’a dönmeye karar vererek, 2000 yılında Tiyatro Oyunevi ile birlikte Taksim Tarlabaşı’nda tarihi bir mekânın, İstanbul Sanat Merkezi’nin 2. katını ‘İSM 2. Kat’ ismiyle hayata geçirdiler. 

Övül Avkıran, 2005 yılında, 5.Sokak Tiyatrosu’nun 10.yılında “biriktirdiklerim” fikri ile bir proje geliştirdi, adına “10+” dedi. Mustafa Avkıran’ın fikre katılımı ile, 10 yıl üzerine,  kendilerini, fikirlerini, düşündüklerini, ürettiklerini bu isimle tanımlama kararı aldılar. Övül Avkıran, 10+’nın ihtiyaçları ile mekân fikrine geri döndü. Bulunan mekânın olanaklarını değerlendirdiklerinde 10+,  garajistanbul fikrinin yaratıcısı, oluşumun girişimcisi, mekânın ilk yatırımcısı oldu. garajistanbul ve yapımevi olan garajistanbulpro girişimi ile genç tasarımcıların, yönetmenlerin üretimlerinin tetiklenmesi, bu işlere alan açılması, görünürlük sağlanması; bu yapımların hem sanatsal, hem de teknik anlamda desteklenmesi,  ulusal ve uluslararası platformda dolaşıma girmesine olanak sağladılar.

Kendisini, 5.Sokak Tiyatrosu ile inşaa ettiğini söyleyen Övül Avkıran, farklı disiplinlerdeki birikimini, geliştirdiği tiyatro dilinin araçları kılmıştır. Tiyatroda hareket anlayışı, koreografi, dans, beden dramaturgisi onun çalışma yönteminin alfabesini oluşturmuştur. Oyuncu ile, oyuncunun kurduğu dünya ile ilişki onu bir tiyatro yönetmeni, koreograf olduğu kadar bir eğitmen olarak da yapılandırmıştır. Bir kadın olarak, fikir anası olduğu garajistanbul projesinde, erkek egemen bir sistemin içinde kendi yolculuğundan yola çıkarak, kadının varoluşu ve kadının insan hakları üzerinden birikimini, politik tavrını, yaptığı işler üzerinden sürdürdü. 

Bugüne dek yaptığı işler ile çeşitli ödül kurumlarınca ödüle değer bulunan Övül Avkıran, ilk sinema filmindeki performansı ile 45. Altın Portakal Film Festivali’nde “En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu” ve İran Farj Uluslararası Film Festivali’nde “Gümüş Kristal En İyi Kadın Oyuncu” ödülüne değer görüldü.

***

Mustafa Avkıran

1963 yılında Gaziantep’te doğdu. 1983 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü’nden mezun oldu. 1983-2016 yılları arasında 33 yıl Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü’nde sanatçı olarak görev yapan Avkıran, 2016 yılında devlet memurluğundan emekli oldu. Yüksek lisansını 1986-1990 yılları arasında Mimar Sinan Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü’nde yaptı.  1990-1992 yılları arasında Viyana’da Theater des Augenblicks ve Theater Akzent, Wolfgang Gufler, Monika Pagneux, Henning von Vangerow, Bruce Myers; İstanbul’da Eugenio Barba; New York’da La Mama Tiyatrosu’nda Ellen Stewart gibi isimlerle çalıştı.

1993 yılında Antalya’da Devlet Tiyatroları için yeni bir sahnenin inşası, kadroların oluşumu ve sanat yönetmenliği görevlerini üstlenerek İstanbul’da oluşturduğu ekibi de yanına alarak Antalya’ya gitti. Metropolden uzakta, çağdaş tiyatro çalışmaları üzerine, devlet kurumu içinde özerk bir anlayışla, sanat yönetimi, ekip çalışması ve farklı bir tiyatro dili oluşturma fikrini 1995 yılına kadar sürdürdü. Yerinden yönetim, özerklik tartışmalarının sonuçsuz kalması üzerine müdürlük görevinden istifa etti.

1995 yılında Antalya’da bir garajın sanat mekânına dönüşüm fikrinin yaratıcısı, yönetiminin ortağı oldu; 5.Sokak Tiyatrosu. Bu aynı zamanda Övül Avkıran ile uzun yıllar sürecek bir ortaklığın, ortak üretimin temellerini oluşturdu.

2000 yılında İstanbul Devlet Tiyatrosu’na geri döndü. Aynı yıl, kurucularından olduğu 5.Sokak Tiyatrosu ve Tiyatro Oyunevi, birlikte Taksim Tarlabaşı’nda tarihi bir mekânın,  İstanbul Sanat Merkezi’nin 2. katını “İSM 2. Kat” ismiyle hayata geçirdi. 

2005 yılında Övül Avkıran’ın önerisi ile birlikte ürettikleri 10 yılın üzerine, kendi üretimlerini, fikirlerini, biriktirdiklerini, seyirci ile paylaşmak üzere yeni bir mekan arayışına girdiler. 2007 yılında uluslararası çağdaş dans, tiyatro ve performans dünyasını İstanbul’da buluşturan, bağımsız sanatçı ve kurumlara ev sahipliği yapan ‘garajistanbul’ fikrinin sahipleri ve ilk yatırımcıları oldular. 2013 yılında ‘gezi’den sonra garajistanbulu devrederek sanat üretimlerine ara verdiler.

Mustafa Avkıran, 1983-2013 yılları arasında sanatçısı olduğu Devlet Tiyatroları ve kurucu ortağı olduğu yapılarda ürettiği işlerle; değişimin, dönüşümün, yeninin peşinde oldu. Düzenin içinde düzen bozdu. Sadece ürettiği işlerin değil, içine gireceği mekânların sınırlarını zorladı. “Oresteia”, “Mezopotamya Üçlemesi” gibi uzun saatler süren tiyatro maratonlarına imza attı. Büyük prodüksiyonlar, büyük kadrolar, büyük ödüllerden sonra makas değiştirerek sadece dert edindiği toplumsal, sosyal, politik olaylardan hareketle mesleki sorgulamalarını yapabileceği kendi oyun alanlarını kurmayı tercih etti. Bir tiyatro yönetmeni, bir oyuncu olarak tiyatro, sinema ve televizyon dizilerinde oynadı, oynamayı sürdürüyor.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
CHP İstanbul İl Kongresi'nin perde arkası... Canan Kaftancıoğlu 233 delegeden çizik yedi
CHP İstanbul İl Kongresi'nin perde arkası... Canan Kaftancıoğlu...
Bayrağa Saygı Yürüyüşü yapıldı
Bayrağa Saygı Yürüyüşü yapıldı